Search Results

220 sonuç bulundu

    Hizmetler (27)
    • Duygusal Dayanıklılık

      Eğitim Sınıf Tarihleri: Lütfen eğitimin verildiği tarihleri inceleyiniz ve bu tarihlere göre yer ayırtınız. 🕐 Eğitim Süresi: 3 Saat ℹ️ Seans Sayısı: Esnek 🇹🇷 Eğitim Dili: Türkçe 👫 Katılımcı Profili: Duygusal dayanıklılığını geliştirmek isteyen herkes. ⭐️ Kazanımlar / Neler Öğreneceksiniz “Duygusal Dayanıklılık”, kişinin zor durumlarla başa çıkma; değişime ayak uydurabilme kapasitesidir. Duygusal dayanıklılığı yüksek olan çalışanlar, stres ve sıkıntılı durumlarda, duygularını yönetir, rasyonel düşünür ve bilinçli davranış geliştirebilirler. Yapılan araştırmalar duygusal dayanıklılığın geliştirilebilen bir beceri olduğunu gösteriyor; hatta diğer tüm yetkinliklerin işlevselliğini ve etkisini belirleyen içimizdeki psikolojik gücün kaynağıdır. Kişinin duygusal dayanıklılığı iletişim, liderlik, problem çözme, stres ve çatışma yönetme, doğru karar verme, odaklanma gibi diğer yetkinlikleri de öğrenme, geliştirme ve davranışa çevirme becerileri geliştirmesini sağlar. Bu programın kazandırdıkları: ✓ Olumsuz duygular ile başa çıkabilmeleri, duyguların olumsuz etkisini bertaraf edebilme ✓ Tetikleyen olaylardan etkilenme eşiklerini yükseltmeleri, aşırı duyarlılığı dengeleme ✓ Değişime hızlıca cevap verebilmeleri ve bu davranışları devamlılığa dönüştürme 📕 Eğitim İçeriği Bu eğitim aşağıdaki anahtar konseptleri kapsamaktadır: 1.Duygusal Okur Yazarlık • Duygu nedir, nasıl çalışır, ne işe yarar? • Duygusal zeka nedir, duygusal beceriler nelerdir? • Temel duygular ve mesajları • Duygu, ihtiyaç ve kararların bağlantısı 2.Zihinsel Dayanıklılık • Düşüncenin 6 kategorisi • Düşünce & Davranış İlişkisi • Objektif düşünce ayrımı 3.Mindfulness • “Şimdi ve Burada” olmayı engelleyen faktörler • Mindfulness Nedir? Ne işe yarar? • Mindfulness pratiği geliştirmenin ipuçları 🏫 Eğitim Yönetimi ✓ Eğitim sırasında pratik ve canlı uygulama yapılacaktır. 🏅Eğitim Sonrası ✓ Sertifika verilecektir. ✓ Değerlendirme anketi yapılacaktır. 🗓 Eğitim Sınıf Tarihleri: Lütfen eğitimin verildiği tarihleri inceleyiniz ve bu tarihlere göre yer ayırtınız. Belirtilen tarihlerde 19:30-22:30 saatleri arasındadır. Eğitim süresi verilen aralara göre değişebilir.

    • Problem Çözme Teknikleri

      Eğitim Sınıf Tarihleri: Lütfen sayfa sonunda eğitimin verildiği tarihleri inceleyiniz ve bu tarihlere göre yer ayırtınız. 🕐 Eğitim Süresi: 4 Saat ℹ️ Seans Sayısı: Esnek 🇹🇷 Eğitim Dili: Türkçe 👫 Katılımcı Profili: Kurumsal Firma Çalışanları, Orta ve Üst düzey yöneticiler. ⭐️ Kazanımlar / Neler Öğreneceksiniz Bu Eğitimin kazandırdıkları: ✓ Problem Çözme Teknikleri hakkında detaylı bilgilendirme ✓ Problem çözme için gerekli ana yaklaşımlar ✓ Kök neden analizi için mantıksal çıkarım ✓ Problem çözme araç ve tekniklerinin nasıl ve nerede kullanılacağı ✓ Problem çözme için gerekli yetkinlikler 📕 Eğitim İçeriği Bu eğitim aşağıdaki anahtar konseptleri kapsamaktadır: ✓ Problem Çözme Tekniklerine Giriş ✓ Yapıcı Münazara - Constructive Controversy ✓ Tümevarımla Muhakeme - Inductive Reasoning ✓ Problem Çözme Yaklaşımları: DADA, PDCA, IDEAL ✓ Problem Çözme Araçları ve Tekniklerine Giriş 🏫 Eğitim Yönetimi ✓ Grup Problem Çözme Çalışması - Case Study 🏅Eğitim Sonrası ✓ Sertifika verilecektir. ✓ Değerlendirme anketi yapılacaktır. 🗓 Eğitim Sınıf Tarihleri: Lütfen eğitimin verildiği tarihleri inceleyiniz ve bu tarihlere göre yer ayırtınız.

    • Kaizen & Sürekli İyileştirme

      Eğitim Sınıf Tarihleri: Lütfen sayfa sonunda eğitimin verildiği tarihleri inceleyiniz ve bu tarihlere göre yer ayırtınız. 🕐 Eğitim Süresi: 4 Saat ℹ️ Seans Sayısı: Esnek 🇹🇷 Eğitim Dili: Türkçe 👫 Katılımcı Profili: Uzmanlar, Orta ve Üst düzey yöneticiler. ⭐️ Kazanımlar / Neler Öğreneceksiniz Bu Eğitimin kazandırdıkları: ✓İşletmelerde sürdürülebilir bir Sürekli İyileştirme yapısı nasıl tanımlanır ve hayata geçirilir? ✓Bir değişim hikayesi nasıl tanımlanır? Sürekli İyileştirme Sisteminin amacı ve gerekli motivasyon nedir? ✓Sürekli İyileştirme yapısının çoklu boyutları ✓Sürdürülebilir bir Sürekli İyileştirme yapısında liderliğin etkisi ✓Sürekli İyileştirme araçları ve liderlik rutinleri ✓Sürekli İyileştirme Sürdürülebilirlik Konsepti 📕 Eğitim İçeriği Bu eğitim aşağıdaki anahtar konseptleri kapsamaktadır: ✓Sürekli İyileştirme Sistemine neden ihtiyaç duyulmaktadır? ✓Sürekli İyileştirme Sisteminin amacı ✓Sürekli İyileştirme Sistemi Düşünce Yapısı ve Bakış Açısı ✓Gelecek Durum için İsteği yaratmak ✓Mevcut Durum ve Farkındalık Analizi ✓Strateji ve Uygulama Planı ✓Liderlik ve Yönetim Çerçevesi ✓Alışkanlıkların Gücü ✓Sürdürülebilirlik Çerçevesi 🏫 Eğitim Yönetimi ✓ Grup Çalışması 🏅Eğitim Sonrası ✓ Sertifika verilecektir. ✓ Değerlendirme anketi yapılacaktır. 🗓 Eğitim Sınıf Tarihleri: Lütfen eğitimin verildiği tarihleri inceleyiniz ve bu tarihlere göre yer ayırtınız.

    Hepsini Görüntüle
    Etkinlikler (1)Hepsini Görüntüle
    Blog Yazıları (3)
    • Acıpayam'dan Cambridge-ABD' ye uzanan Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz' ın ilham veren hikayesi.

      1924 yılında Denizli’nin Acıpayam ilçesinde yoksul bir ailede dünyaya gelen Hüseyin Yılmaz, dört yaşındayken annesini ve daha sonra babasını kaybetmiştir. Eğitim alamamış ve çocuk yaşta çobanlığa başlamıştır. Hayvanları otlattığı sırada bir öğretmenin dikkatini çeker ve çocukla konuşmaya başladıktan sonra öğretmen eğitim alması gerektiğini düşündüğü bu çocuğu bir hayırseverin de yardımıyla Denizli’ye götürür ve okula yerleştirir. Beşinci sınıftayken fen bilgisi kitabında gördüğü bir eksikliği hocasına sorar. Ancak konu Einstein’in İzafiyet Teorisi ile ilgili olduğundan öğretmeni konuyu İTÜ’deki hocasına sorar. Çocuğun tespitleri profesörü şaşkına uğratır ve öğretmeninden liseyi bitirdikten sonra çocuğu İTÜ’ye göndermesini ister. Eğitimine İTÜ’de devam eden Yılmaz, başarısını burada da devam ettirir. İnönü’nün referansı ve bir yardım kampanyası ile ABD' deki MIT(Massachusetts Teknoloji Enstitüsü)’ ne gönderilir. MIT’de öne sürdüğü bulgular daha yeni keşfedilmiş olduğundan üniversite başarılı bu genci geri çevirmez ve normalde beş yıl süren eğitimini üç ayda tamamlar. Çalışmalarına devam eden Yılmaz, İzafiyet Teorisi ile alakalı ciddi tespitlerde bulunur ve bulgularını bir bilim dergisinde yayımlar. Teorideki eksiklikleri yayımladığı bu çalışması fizik dünyasını ikiye böler ve kendi adıyla anılan kütle çekim kuramı literatürde yerini alır. Amerika’da çalışmalarını devam ettiren Yılmaz, otuzlu yıllarda fakir olmasının yanında hem yetim hem de öksüz bir çoban iken 2013 yılında saygın bir bilim adamı olarak hayata gözlerini yumar. Hayatını özetleyebilecek en güzel anısı belki de Amerika’da bir gazeteye verdiği demeçte saklıdır. Rüzgar gücünün uçaklarda olduğu gibi araçlarda da kullanabileceğini düşünerek on yaşındayken dört tekerlekli bir araç tasarladığını anlatırken şöyle söyler: “Pervaneli aracı hareket ettirmek epey zor oldu ama sonunda başarmıştım.” İleri okuma için tıklayınız. Gotogemba'dan, Hayat hepimize farklı imkanlar sunuyor, karşımıza değişik fırsatlar çıkarıyor. Bazen kader diyoruz bazen kısmet. Aslında ne kader ne kısmet, başarı hikayeleri hep hayatının kontrolünü eline almış yüksek farkındalıklı kişilerde bizleri selamlıyor. Eğer Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz en iyi versiyonlarına ulaşmak istemeseydi ve peşinden koşmasaydı, belki ne ABD' ye gidip profesör olabiliecek, ne de bilime önemli katkılar sunabilecekti. En büyük tavsiyelerimiz, farkındalığınızı arttırın ve önce kendinizi tanıyın, çok okuyun ve asla vazgeçmeyin. Gelecek en iyi versiyonlarının peşinde olanlar ve farkındalığını arttırmak isteyenlerin Bi'Sen Programı ile daima yanındayız. Bi'Sen programımızı incelemek için www.gotogemba.com.tr/bisen Bireysel katılım için eğitim programlarımızı incelemek için www.gotogemba.com.tr/akademi Sevgiler, Gotogemba Türkiye Bizi Takip Edin Linked-in Instagram Telegram

    • Duygusal Esnekliğin "Kalmayı"​ Kolaylaştırdığı Dört Yer

      An’da.. Geçmiş hafızadan, gelecek ise projeksiyondan ibaret. Elimizdeki tek gerçek an; şu an. Gücümüzle sadece şu anda buluşabilir; hazzı da sadece şu anda deneyimleyebiliriz. Yad etmek de hayal etmek de ‘şimdi’nin yerini tutmaz. Kendinde.. Etrafında her ne olursa olsun, ipin bir ucu daima kendini göstersin. ‘Tam burada, bunun içinde bana neler oluyor, ne hissediyorum, neye ihtiyacım var?’ diye sor kendine, sor ki kendine rağmen değil, kendinle beraber yaşa. Soru’da.. Hayata dair sorularının yanıtlarını bulmak için acele etme, yanıtı gelmeyen soru capcanlıdır, kendi potansiyeline gebedir. Yanıtlar gecikebilir, yanıtların da tıpkı çayın demini alması gibi lezzetlenmesi için zamana ihtiyacı olabilir. Vaz mı geçeceksin sorudan ya da içinde bir türlü rahat edemediğin yanıtlarla idare mi edeceksin? Kalmayı dene o soruda; her gün sor kendine ve yanıtını sevgiliyi bekler gibi bekle, bak neler neler oluyor. Belirsizlikte.. Belirsizliğe eşlik eden duygu çoğu zaman ‘kaygı’. Hayatta kalmak içgüdüsüyle negatife meyilli olduğumuzdan geliyor, fizyolojik gerçeğimiz bu. Henüz belirsizlikte ‘yaşasın, hiçbir şey belli değil, kimbilir ne harika şeyler olacak’ diyen birini duymadım :) Oysa, şimdilik yolculuk devam ettiği sürece her bir şey bir diğerinin sadece ‘öncesi’, tamamı değil.. Neye dönüşeceğini gerçek bir merakla izlemeye ne dersin? Profesyonel Koç Duygu Özkarabıyık Gotogemba - Eğitmen ve Mentor

    • Selçuklular'dan Osmanlıya Türk Tarihinde Mentörlüğün Temelleri

      Akıl hocalığı (Mentörlük) yeni bir süreç olmayıp, insan gelişiminin en eski yöntemlerinden birisidir. İnsan yaratılışının itibaren bilgisi ve tecrübesi daha fazla olanlar daha genç ve tecrübesiz olanlara hayatlarında yapmak istediklerine nasıl ulaşacaklarını göstermek adına sürekli olarak yardımda bulunmuşlar ve onlara yol göstermişlerdir. Ancak günümüz yönetim anlayışında dile getirilen akıl hocalığı (Mentörlük) kavramı 3500 yıllık bir Yunan mitolojisine dayandırılmakta ve akıl hocası ve himayesinde bulunan kişi (mentee/menti) ile ilgili yönetimsel çıkarımlar bu mitolojik hikâye doğrultusunda anlamlandırılmaktadır. Ithaca kralı Odysseus Truva Savaşı için Ithaca’dan ayrıldığında çok sevdiği oğlu Telemachus’u en güvendiği arkadaşı Mentor’a emanet etmiş ve oğlunun gelişimi, yetiştirilmesi ve desteklenmesi ile ilgili olarak Mentor’u görevlendirmiştir. Mentor'un görevi Telemachus'u eğitip bilgilendirmek ve Ithaca kralı olarak yetiştirmekti. Yıllar sonra Mentor, koruyuculuk görevinin ötesine geçerek, Telemachus’un özel öğretmeni ve güvenilir bir akıl hocası konumuna gelmiştir. Ancak bu mitolojik hikâyenin dışında kendi tarihi yaşantımız içerisinde var olan ve devletin devamlılığını sağlama hususunda önemli bir yer teşkil eden atabey/lala sistemine dikkat etmek gerek. Selçuklularda Atabey, Osmanlılarda ise Lala olarak adlandırılan sistem Melikleri/Şehzadeleri sultanlığa hazırlamak için kullanılmış olup, bu sistemin literatürdeki tarihsel açıklamasında eski Yunan mitolojisine dayandırılan mentörlük sistemi ile benzerlikleri bulunmaktadır. Özellikle aile şirketlerindeki uygulamalar açısından önem arz eden bu yöntem, kurumsal şirketlerde kurgulanırken de bazı hususların dikkate alınmasını gerekli kılabilmektedir. Bu eğitim sürecinde geleceğin padişahları en mükemmel şekilde yetiştirilmeye çalışılmıştır. Geleceğin padişah adayları, bir taraftan devlet idaresini öğrenirken, diğer taraftan şiir yazabilecek kabiliyeti kazanmış; askerî eğitimle birlikte, beste yapabilecek kadar musiki dersi almaları ihmal edilmemiş; millî sporlarla uğraşarak eğlenirken, ilmi/bilimsel kitaplar yazabilecek seviyeye de gelmişlerdir. Yani, mentörlük sistemi içerisinde zikredilen kariyer ve psikolojik fonksiyonların, lalalık sistemi içerisinde de var olduğunu söyleyebiliriz. Ata ve bey (beg) kelimelerinden oluşmuş olan bu Türkçe unvan ilk önce Selçuklular devrinde ortaya çıkmıştır. Bu unvanı taşıyan ilk adam Nizamülmülk'tür. Selçuklu sultanları bilhassa uç eyaletlerini aile fertleri arasında taksim ederken, henüz yaşları küçük olan şehzadelere vasî ve mürebbi sıfatı ile bir atabey tayin ediyorlardı. Atabey, atabeyi tayin edildiği şehzadeyi en geniş yetkilerle eğitirdi. Gayet tabii olarak askerî terbiye esastı. Kültür dersleri şehzadenin istidadına göre düzenlenirdi ve ikinci derecedeydi. Ancak Nizamülmülk, siyasi ve askeri sorunlarla o kadar meşgul olmuştur ki, Melikşah’a çok yararlı olamamıştır. Atabeyler sahip oldukları iktidarı daha fazla ellerinde toplamaya ve sultanın denetimini zayıflatmaya başladılar. Nitekim merkezden kopuk atabey devletlerinin ortaya çıkması Selçukluların çökmesinin başta gelen sebeplerindendi. Osmanlılar kendinden önce diğer Türk ve Müslüman devletlerinde olan müesseseleri devrin şartlarına uydurarak devam ettirdiklerini biliyoruz. Bu çerçevede giriştikleri fetih hareketlerini düzenli bir biçimde sürdürmek ve elde edilen yerlerde de idareyi temin edebilmek için ihtiyaç duydukları müesseseleri geliştirmeye çalışıyorlardı. Bunun için hükümdarın oğullarının hepsini eğitecek bir düzen kurdular, böylece iktidara hangisi gelirse babasının hem hükümet hem de askeri işlerini aksatmadan devam ettirebilecekti. Osman Gazi bütün mücadelelerinde yanında bulunan kendi arkadaşlarını oğlu Orhan'a yardımcı olmak üzere vazifelendirmişti. Ancak 1302’de Orhan Gazi’ye Karacahisar sancak beyliği verildikten sonra burayı Germiyanoğulları’nın saldırısından korumaya da görevlendirilmesi ve bu vazifeye Saltuk Alp ile birlikte atanmış olması olaya değişik bir boyut kazandırmaktadır. Selçuklularda görülen örneğin benzerini Osmanlı döneminde de göstermek mümkündür. Çelebi Mustafa ile kardeşi Murad arasında yaşanan kardeş kavgasında Lala Şarapdarzade İlyas’ın rolünün var olduğu tarih kitaplarında yer almaktadır. Ayrıca çok yetkin olmamasına rağmen 2. Selim’in tahta çıkmasını sağlayan Lala Kara Mustafa Paşa’da yine aynı çerçevede olumsuz bir örnek olarak değerlendirilmektedir. Kendi menfaatlerini ön planda tutarak, şehzadeye ve kuruma yarar sağlamanın ötesinde şahsi kariyerini hedefleyen bir lala sistemin maksadına aykırı olması nedeniyle olumsuz sonuç doğurması aşikardır. Lalalar, lalası oldukları şehzadenin padişah olmasını can-ı gönülden arzu ediyorlar ve onların tahta çıkabilmesi için her türlü fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlardı. Zira büyük bir ihtimal ile genellemek doğru olmasa da, şehzadesinin padişah olması demek lalasının da kısa süre sonra veziriazam olması demekti. Bu da göstermektedir ki, lalaların şehzade üzerinde nüfuzunun olması nedeniyle, şehzadelerin çocuk denilecek yaşta sancağa gönderildiği dikkate alınır ise, lala olarak seçilecek kişinin kişiliğinin iyi irdelenmesi gerekmekteydi. Bir lalanın hangi şahsî kabiliyet ve vasıflar ile donanmış olması gerektiğini edebî bir üslup ile Celalzade Mustafa’nın Selimnâme adlı eserinde bulabiliyoruz. Manisa'da sancak beyi olarak bulunan Kanuni'ye lala olarak tayin edilen Kasım Paşa şöyle tanıtılıyor: Bu zat o dönemde olan iyilerin yüzü suyu, kemal ve irfan sahiplerinin parlak gönüllerinin misk kokusu ve amber işaretleri, iyilik ve olgunluk madeni, aydınlık hoş gönülleri,  saygı ve şeref kaynakları, önceki ve sonrakilerin ilmini kendinde toplayan, gizli ve açık fenlerde zor meseleleri çözen anlaşılması çok zor problemleri kaldıran, tenkitçi yaratılışı, ince meseleleri anlayan nüktedân, tatlı dilli, olgun, yumuşak huylu zihni hayâl üreten ve cevher saçan, faziletli çeşitli haber verendi. İnsaf ve adalette bizzat eşsiz Lokman, yumuşaklık ve zekâda Aristo tedbirli, işleri yürütmede Asaf düşünceli, kapalı meseleleri halletmede zoru çözen, kanunlarda anlayışı sağlam, usul ve merasimde zihni muhkem ve sağlam, işlerin gerçeklerine muttali (bilgisi olan), gizli sırları bilen, o dönemde ikisi de en üstün en akıllı idiler. Lala olarak atanacak kişiler, Divan-ı Hümayun tarafından belirlenir ve padişaha sunulurdu. Nihayetinde sancağa gönderilmesiyle beraber şehzadenin yetiştirilmesine ve gelişimine nezaret edecek olan lala önemli bir konumda bulunmaktadır. Bu öneminin yanı sıra lala, şehzadenin gelişiminde rol alan tek kişi değildir. Şehzade hocası, musahip, nedim ve daye olarak isimlendirilen diğer kişiler de şehzadenin gelişiminde rol almaktadır. Fatih döneminden sonra kurumsal bir hale getirilen lalalık sistemi protokol içerisinde yer edinmiş olan ve sancağa gönderilmesi sonrasında valide sultana sağlanan gelir kadar kendisine gelir tahsis edilen bir yapıya büründürülmüştür. Daha düşük dereceli şehzade sancağında bulunan şehzadeye tayin edilen bir kişi bir üst dereceli şehzadenin defterdarlığına sonrasında da sırasıyla lalalık ve defterdarlık mevkilerini icra ederek padişah namzedi şehzadenin lalalığına getirildiği görülmektedir. Hatta kayıtlara bakıldığında bir şehzâdenin aynı anda birden fazla lalaya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bunun en bariz misali 2. Murad'ın tahtını oğlu 2. Mehmed'e bıraktığı sırada hem Zağanos hem de Şehabeddin Paşa'lar lalalığında bulunuyordu. Daha sonra babası tekrar başa geçip oğlunu Manisa'ya gönderdiğinde yanında Kasabzade Mahmud ve Nişancı İbrahim Paşa lala olarak bulunmaktaydı. Sancağa çıkarılma usulünde şehzadelerin aldığı uygulamalı idarecilik eğitimini öne çıkarmaktadır. Devlet işlerine ve idaresine beceri kazanmak için sancağa gönderilen şehzade, burada teorik bir eğitimden ziyade, pratik bir sisteme tabii tutulmaktaydı. Günümüz kaymakamlık stajlarına biraz benzemekle birlikte, derslerin ve hocaların çeşitliliğiyle yetkilerin fazlalığı açısından farklıdır. Şehzadeler burada tam anlamıyla devlet başkanı eğitimi ve stajı görmektedirler. Şehzadelerin bu şekilde yetiştirilmeleri, kendilerinin hükümdarlıkları zamanındaki başarılarında da etkili olmuştur. 17. asırdan itibaren sancaklara gönderilmeyip sadece saray eğitimine tâbi tutulan şehzadelerin birçok konudaki acemilikleri ve işlerdeki sabırsız kararları, devletin duraklamasında önemli rol oynamıştır. Profesor Dr. Uğur ZEL Gotogemba - Eğitmen ve Mentor

    Hepsini Görüntüle
    Sayfalar (117)Hepsini Görüntüle

İlk Bilen Siz Olun!

Fırsatlar ve gelişmeler için kayıt olun.

Cep telefonu numaranızı bıraktığınızda, size Gotogemba WhatsApp grubunu ekleyeceğiz. Whatsapp grubumuz sadece bilgi paylaşımı amacıyla kullanılmaktadır.

*Gerekli Alanlar

Her Hakkı Saklıdır. © 2019 TrueNord Digital Ltd. Gotogemba.com.tr bir TrueNord Digital Ltd. inisiyatifidir. Birleşik Krallık. hello@gotogemba.com